Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurdular: "Sizin adınıza en çok korktuğum iki şey var. Bunlar aşırı emeller beslemek ve nefsin azgın ihtiraslarına kapılmaktır. Aşırı emeller beslemek, mü'mine âhireti unutturur, nefsin doyumsuz ihtiraslarına kapılmak ise, insanları haktan saptırır." Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz yine bir başka hadis- i şeriflerinde şöyle buyurdular: "Şu üç şey, üç şeye yol açar: 1-Bütün benliği ile dünyaya sarılan, ötesinde zenginlik olmayan bir fakirlikle, -Dünya için hırslanan, bitmez bilmeyen bir meşguliyetle, -Dünya için cimrilik eden, beraberinde hiç zenginlik olmayan hüzünle karşılaşır." Rivayet edilmiştir ki: Sahabe-i kiramdan Ebü'd-Derdâ Radıyallahu Anh Humus halkına şöyle seslenmiştir: "Ey Humus halkı! Oturamayacağınız kadar çok binalar yapmaktan, ulaşılması mümkün olmayan emeller beslemekten, yiyeceğinizden çok varlık ve servet biriktirmekten utanmıyor musunuz? Sizden önce gelip geçenler de büyük binalar yükseltmişlerdi, çok servetler yığmışlar ve uzak vadeli emeller peşinde koşmuşlardır. Fakat kurdukları binalar mezarları olmuş, uzak vadeli emellerinde hayal kırıklığına uğramış ve yığdıkları servetler de hiçbir işlerine yaramamıştır. Abdullah ibn Ömer Radıyallahu Anhüma şöyle demiştir: "Sabahladığın zaman "Akşam ne yapacağım?" diye düşünme. Akşamı bulunca da "Yarın ne olacak?" diye endişelenme. Yaşarken ölümün için, sıhhatli iken hasta olacağın günlerin için tedbirini al; çünkü yarın adının ne olacağını bilemezsin." Şöyle bir rivayet ulaşmıştır: Peygamberimiz ashabı ile sohbet ederken onlara: "Hepiniz cennete girmek istiyor musunuz?" diye sorar. Ashab: "Evet, ya Resûlallah" der. Bunun üzerine Resûlullah onlara: "Kendinizi uzun vadeli emellere kaptırmayın ve Allah'tan gerçek mânada hayâ edin." Ashab: "Biz zaten Allah'tan hayâ ediyoruz." dediler. Bunun üzerine Efendimiz onlara: "Bu sizinki gerçek mânada hayâ sayılmaz. Allah'tan gerçek mânada hayâ etmek şöyle olur: Mezarlığı ve vücutlarınızın çürümesini her zaman hatırınızda tutmalısınız. Karın boşluğunuz ile bu boşlukta bulunan organlarınızı, başınız ile üzerine yayılan organlarınızı haramdan korumalısınız. Âhiretin itibarını arzu eden kimse dünyanın süsünü terk etmelidir. İşte Allah'tan gerçek mânada hayâ etmek böyle olur ve böylelikle kul, Allah'ın dostu olma mertebesine ulaşır." Abdullah bin Mes'ud'un rivayetine göre, bir gün Resul-i Ekrem Efendimiz, Sahabîlere şu tavsiyede bulundu: "Yüce Allah'tan hakkıyla, gerçek haya ile haya ediniz" buyurunca, Sahabîler: "Ya Resulallah, Allah'a hamd olsun, biz Allah'tan haya edip utanıyoruz" dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (a.s.m) şu tavsiyede bulunur: "Haya etmek böyle değildir. Allah'tan hakkıyla haya etmek, başı ve başın taşıdığı organları, karnı ve karnının içine doldurduğu organları, haramdan korumak, ölümü ve toprak altında çürümeyi hatırda tutmaktır. Âhireti isteyen kişi de dünyanın zinetini bırakır. İşte, kim böyle yaparsa, Allah'tan gerçek manada haya etmiş olur."
SEVGILI ARKADASLAR SITEME HOSGELDINIZ UMARIM ZAMANINIZI IYI DEGERLENDIRIRSINIZ SEVGILER. .
16 Mayıs 2010 Pazar
Allah tan gerçek manada haya edenler
3 Mayıs 2010 Pazartesi
GÜZEL BIR DUA…
EĞER BU GÜN DÜNYA YA , AİT ÇOK BÜYÜK BİR DERDİN VARSA,
RABB'İNE DÖN '' BENİM BÜYÜK BİR DERDİM VAR '' DEME !
DERDİNE DÖN VE ,
''BENİM ÇOK BÜYÜK BİR RABB'IM VAR !'' DE!!!
Fatiha Suresi
Senden birsey rica etsem bugün Bizlerin geçmişlerinin ve bütün şehitlerimiz için, hayırların celbi ve şerlerin def i için, dertlilere deva, borçlulara eda nasip olması için ahir ve akibetimizin hayır olması için bir fatiha okur musun.
Ve rica yine etsem bu ricamı nazının geçtiği ve dileğimizi kırmayacak dostlarına göndererek belki yüzlerce fatihaya vesile olurmusun
Zoraki değil istiyorsanız gönderin istemiyorsanız göndermeyin.
.
teşekkür ederim.
-- alinti.
1 Mayıs 2010 Cumartesi
EVLILIK...
Çağımızın Gençleri Neden Evlenemiyorlar?
*Hepimiz bir insan olarak çok büyük umutlarla severiz, evlenmek ve mutlu bir yuva kurmak isteriz. Kimi insanlar bunu başarabilir, bazıları da büyük hayal kırıklıklarına uğrar. Bu konuda büyük acılar yaşar.* *Son dönemlerde umduğu gibi hayat kuranların sayısı maalesef azalıyor. Sevgilerinde, aşklarında veya evliliklerinde sorun yaşayanların sayısı ise giderek artıyor. Türkiye'nin son on beş-yirmi yıllık döneminde, yanlış evlilikler, boşanmalar, aile içi şiddet olayları başlı başına gündem oluşturacak kadar çok. **Öyle ki, televizyon haberlerinde, gazetelerde gün geçmiyor ki bu konularda felâket haberleri çıkmasın. Hem de üst üste. Tekrar tekrar verildiği için, gençler bu tablodan ürker hale geldi.** Toplum nasıl bu hale geldi, neden evliliklerin çoğu sorunlu, neden boşanmalar arttı? Niye bu kadar çok yanlış evlilik var? Gençlerimiz niçin evlilik gibi kutsal bir müesseseye endişe ve korkuyla bakıyorlar? Onca güzel, bakımlı, okumuş kızlar neden yaşları 30'lara dayandığı halde evlenmiyor ve neden fidan gibi gençler evlilikten kaçıyor? **Çok değil bir kuşak öncesinde mutlu aileler, sorunsuz yuvalar büyük bir çoğunlukta iken, şimdi ne oldu da on beş-yirmi yıl içinde her şey tersine dönmeye başladı?** Yanlış ilişkiler, yanlış evlilikler, ayrılmalar, boşanmalar, ortada kalan çocuklar ve evlenemeyen gençler... **Bu katmerli yangın her tarafı sarmış durumda. Mutlaka yakınımıza, etrafımıza da geliyor alevler. Diyelim ki bizim ailemiz sorunsuz ama etrafımızda, akrabalarımızda veya komşularımızda olabiliyor.** Sözgelimi kardeşiniz, ağabeyiniz, ablanız, dayınız, halanız bu dertle mustarip olunca, onların dertleriyle meşgul olmak durumunda kalıyorsunuz. Ya da çok sevdiğiniz bir dostunuz, arkadaşınız böyle bir olayı yaşıyorsa, haliyle siz de huzursuz oluyorsunuz. Daha da kötüsü, **"Benim oğlum, benim kızım da böyle kötü bir evlilik yapar mı?"** diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Hatta belki, **"Ya kızım evlenemezse, oğlum hep ömür boyu bekâr kalırsa?"** diye endişe edip korkuyorsunuz. **Belki de, başınızda böyle bir olay var, uykularınız kaçıyor çocuklarınızın geleceğini düşündükçe...** Bu endişeler, korkular salgın bir hastalık gibi yaygın toplumumuzda. Bu yaşananlar gerçekten ülkemizde şiddeti daha da artan ve günden güne de yayılan sosyal bir olay. Bu konuda, birey ve toplum olarak etkilendiğimize göre, mutlaka bizlere ve devlete büyük görevler düşüyor. **Bu yangın daha fazla büyümeden mutlaka söndürülmeli, mutlaka herkes elinden gelen çabayı göstermeli. Yoksa bu dehşetli ateş hepimizi yakıp kavurmak üzere. Daha da önemlisi, yarınlarımızı, çocuklarımızı yok etmek üzere.** **Sevenler, neden karı koca olamıyorlar?** Günümüzde bütün kolaylıklara ve yakınlaşmalara rağmen, olması gereken evlilikler gerçekleşmiyor, ilişkiler arkadaşlıktan öteye, yani evliliğe bir türlü gidemiyor. Başka bir tabirle, sevenler karı koca olamıyorlar. Günümüzde sevgililer çoğalırken, karı kocalar azalıyor. **Evlenemeyen kızlar, eskiden olduğu gibi kısmeti olmadığı, fiziksel kusuru bulunduğu veya yoksul olduğu için değil, genelde kısmetlerini evlenmeye ikna edemediği için ya da görüştüğü konuştuğu erkek, evlenmeye yanaşmadığı için evlenemiyorlar.** Bu durumda olan kızların yaşadığı duygusal psikoloji gerçekten içler acısı. Kimi kızlar travma geçiriyor, hayata küsüyor, kimisi psikolojik tedavi görüyor. Hemen hepsi, geleceğinden kaygı duyuyor, yarınından endişe ediyor. Hele **'30 yaş'** paniğine kapılanlar için hayat kâbus gibi. Ümitsizlik duygusu pranga gibi yapışıyor. Bunalımlar, stresler, kâbuslar peşlerini bırakmıyor. **Üniversiteyi başarıyla bitirmiş, iki dil bilen bir kız şunları söylüyor:** * *"İyi eğitim aldık diye, farklı kriterlere sahip olduk. Okuma sürecinde farklı davranış biçimiyle şekillendiğimiz için hiçbir şeyi beğenmez ve seçim yapamaz olduk. Şimdi iyi eğitim alan ama 29 yaşında evde kalmış bir kızım."* * Bu kızın söylediklerine benzer sözleri erkekler de söylüyor. Bir genç dostum, **"Eğitim diye hayatımızı adadık. Eğitimi tamamladığımızda evlenme yaşımız geçiyor. Ben otuz yaşından sonra, ne zaman iş bulacağım da yuva kuracağım?" ** demişti. Elbette her okuyan böyle düşünmüyor. Okuyan insanların hepsi suçu eğitime bağlamıyor. Ama bunun bir sebep olduğu da göz ardı edilmemeli. **Evlenme yaşı değişti** Günümüzde evliliğe hazır olmanın yaşı ve şartları değişti. Geçmişte 17-18 yaşını bulan kızlarla, askerliğini bitiren erkekler fazla zaman kaybetmeden evlendirilirdi.* * **Ancak gerek ekonomik şartlardan, gerekse eğitim sürecinin uzunluğundan evlenme yaşının erkeklerde 30'a, kadınlarda 25'e kadar çıktığını görmekteyiz. Genel ortalama aşağı yukarı budur ama kimi yerlerde, özellikle büyük şehirlerde bu oranın da üstüne çıkıldığı görülür.** Bir erkeğin evlenmesi için gerekli olan şartların başında 'ekmeğini eline almak' gelir. Yani bir meslek sahibi olması, evini geçindirmek için işe girip düzenli bir gelir getirmesi gereklidir. Günümüzde eğitim daha önem kazandığı için, bir gencin okuması, üniversiteyi bitirmesi öncelik kazanmıştır. Bu süreçte, normal bir okul dönemi yaşayan kişilerin, hiç sınıf kaybı yaşamadan, üniversite sınavlarını hemen kazanıp yüksek öğrenimini bitirmesi, doktora yapması vs. derken yaşı 25-26'ya çıkarıyor. Ardından eğitim nedeniyle tecil edilen askerlik görevinin yapılması, iş bulunması gibi süreçler eklenince, bir erkeğin evlenmesinin önündeki engeller ancak 28-30 yaşlarında kalkmış oluyor. **Kızlarda ise bu süreç sadece birkaç yıl eksikle tamamlanabiliyor. Onların da yaşları üniversiteyi bitirdiklerinde ortalama 25-26'yı buluyor. Bu nedenle Türkiye'de son yıllarda evlenme yaşı erkeklerde 30, kızlarda 25 oluyor.** Bu gerçeklerden yola çıkarak aslında gençlerin evlenmesinin önündeki en büyük engeller, başta eğitim, askerlik ve iş bulma şeklinde sıralayabiliriz. **Kızlar ve erkekler neden evlenemiyorlar?** **Bahsettiğimiz şeyler evliliği etkiliyor ve bundan en çok kızlar zarar görüyor. Ama bunların yanı sıra günümüzde kadınların evlenememesi için o kadar çok neden var ki, saymakla bitmez. Güncel, modern ve moda gerekçeler, kızların evlenmemesi için ortaya çıkmış sanki.** Bazıları tarafından kadınlara sürekli telkin edilen ve kadınların hayatî önemle benimsedikleri **"modaya uygun giyinme, güzelliğine önem verme, iş hayatına atılma, okumuş kız olma, tuttuğunu koparacak kadar kişilik sahibi olma, erkeklerden çekinmeme, onlarla rahat görüşme, iş yerinde yükselme"** gibi hedefler, kadınların evlenme şansını artıracağı yerde, neredeyse o şansı alabildiğine azaltıyor. **Güncel ve moda gerekçeler, kızların hayatında gerçekten de belirleyici. Kariyerine uygun görmediği, sosyal statüsüne ve güzelliğine uygun bulmadığı için, filmlerdeki gibi erkek beklediği için, birisini sevip onu beklediği için, hep daha iyi kısmetim çıkar diye umduğu için, evlenmekten korktukları için, aileden kopmamak için, erkeklere güvenemediği için, feminist oldukları için, özgür yaşamak istediği için, rakipleri daha güçlü olduğu için, dindar erkek istemediği için, dindar erkek bulamadığı için, başörtülü olduğu için, güzel kızların evlenme şansı az olduğu için, burcuna uygun erkek bulamadığı için, elektrik alamadığı için, dengesiz olduğu için ve bunlar gibi sayılabilecek pek çok neden var...** * * * *Kızların çoğu burada sayılanların pek çoğunu günlük hayatta yaşıyor. Sözü edilen başlıkların her biri uzun uzun incelenebilecek, hakkında çok şeyler yazılabilecek konular. Aynı şeyler aşağı yukarı erkekler için de söz konusu tabii. **Fakat erkeklerin evlenememe sebebi, daha çok ekonomi ve güvensizlikle ilgili. Evlenecek kadar parası olmadığı için, kız tarafının istediği eşyaları denkleştiremediği için, kavuşamadığı aşklarına sadık oldukları için, başlık parası bulamadıkları için, fakir ama gururlu oldukları için, sevdiğini söyleyemediği için gibi gerekçeler de tabii ki sayılabilir.** **Evlenmemek çözüm değil** Önceden evlilik problemleri bu kadar âlenî değildi. Aile arasında **"kol kırılır yen içinde kalır"** anlayışıyla kalan mahrem bir olaydı. Şimdi bir ailenin sadece problemi değil, her sırrı günümüzde açıkça biliniyor. Medya, dizi film gibi etkenler evliliği şeffaflaştırdı. Bu yüzden günümüzün erkekleri evliliğin ne olduğunu, olası problemlerini ve bu problemlerin olma ihtimalinin yüksek olduğunu bildiği için evlenmeye yanaşmıyor. **Erkekler evlenmeye niyetli olsa bile çoğu zaman söz veya nişan döneminde evlilikten vazgeçiyor. Gerek tanıdığı kızlarda gördüğü bazı huylar, hoşlanmadığı karakter biçimi, gerekse nişanlılık döneminde kızın ve ailesinin ekonomik baskılar uygulaması ve kaprisler yapması erkeği evliliğe karşı soğutuyor.** Günümüzde kimi kızlar da, ailelerde yaşanan problemler yüzünden evlilikte kötü günler yaşayacağı korkusu duymakta, bazıları bu yüzden evlenmemeyi bile düşünmektedir. Çoğunluğu erkeklerde, azınlığı kızlarda olmak üzere evlenmemek fikri gelişmekte, bu anlayış medyanın da etkisiyle yaygınlaşmaya yüz tutmaktadır. Gelecek kaygısı, "**acaba geçinebilir miyim?**", "**kötü bir evlilik yapar mıyım?**", "**boşanır mıyım?", "iyi bir eşe sahip olabilir miyim?**" soruları en çok günümüzde sorulmakta ve gençler bu endişelerle yaşamaktadırlar. Evlilikten ürkmenin en yaygın olduğu dönemde yaşıyoruz. Bu yüzden gerek gençlerin, gerek ailelerin durumu gerçekten zor. **Kadın ve erkek birbirini tamamlar** **Kadın, erkeğin yarısıdır. Birbirini tamamlayan bir bütündür. Her ikisi de, diğeri olmadan tamamlanamaz. Biri olmazsa diğeri eksiktir.** Allah kadın ve erkeği bu fıtrat üzere yaratmıştır. İki parçanın birleşmesi, bütünleşmesi ancak evlilikle mümkündür. Evlilik kadın ve erkeği birbiriyle tamamlar. **Her iki cinsten birinin, evlenmeden hayat sürdürmesi, hem kendi açısından, hem de toplum açısından zararlıdır.** Psikolojik ve fiziksel bütünlük sağlamanın yolu evliliktir. Böyle olunca insanlar rahata erer, huzurlu bir hayatı yaşar. İnsanlığa ve topluma hayırlı olur. Dinimiz bu yüzden evliliğe önem vermiş, tavsiye etmiştir. Evliliğe aracı olanlara da, ibadet sevabı verilmiştir. **Evlilik olayında kadının rolü çok önemlidir. Erkeğin eksikliğini tamamladığı gibi, onun hayatını yönlendirir, yuvayı kurar ve sağlıklı neslin yetişmesinde mimarlık eder.** Evlilikte kadın, erkeğin refika-i hayatıdır. Yani hayat arkadaşıdır. Bu arkadaşlığın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde devam etmesi ise kocasının kendisine bakış tarzına bağlıdır. **Bu bakış tarzı, evlilik öncesinde de önemlidir. Erkek evlenmek istediği kıza ve evlendikten sonra eşi olan kadına aynı doğrultuda bakmalıdır.** Erkek, kadının sadece fiziksel güzelliğine, dış görüntüsüne mi bakacak, yoksa bununla birlikte insani özelliklerini de değerlendirerek, kadının nezaketi, letafeti ve en önemlisi şefkati manasında iç yapısına mı bakacak? **Suret mi siret mi?** Çağımızın büyük alimlerinden Said Nursi (k.s) , bu konuda şu tavsiyelerde bulunuyor: **"Hayat arkadaşını, İlahi Rahmet'in cana yakın, ince ruhlu, yumuşak, latif bir hediyesi olduğu için sev. Fakat çabuk bozulan görüntüsüne, maddî güzelliğine gönül bağlama."** Çünkü kadının gerçekte en çekici, en tatlı güzelliği, kadınlığa özgü bir incelik ve nezaket içindeki iç güzelliği, gönül zenginliğidir. En değerli ve en şirin güzelliği ise, yüksek, ciddi, samimi ve berrak şefkatidir. Bu şefkat ve iç güzelliği hayatının sonuna kadar devam eder. **Kadında asıl olan özellikler bunlardır. Günümüz gençleri bu yönü ele alarak değerlendirme yapmalılar. Böyle yaparlarsa, doğru seçimi daha kolay yaparlar.** Erkekler, kızlarda bu yönü tercih etmeliler. Kızlar da fıtratlarında var olan bu özelliklerini ön plana getirmeliler. Bu yapılabildiği zaman yaşanan sıkıntıların çoğu çözülür ve kurulan yuvalar saadet hanesi olur. **Bu bakış açısı kalıcı olandır. Çünkü kadının ihtiyacı olan sevgi gerçekte budur. Narin, şirin, tatlı ve ince yaratılışlı kadının dış görünüşü zamanla değişebilir ama iç yapısı, şefkat ve sevgi duygusu zamanla daha çok artar, hem kendini, hem de erkeği mutlu eder.** Kadının saygınlığı ve hukuku da, böyle bir muhabbetle korunur. Yoksa dış güzellik kaybolursa, sevgi de biterse, ne kadın ne de erkeğin mutlu olması zordur. **Kadın her haliyle güzeldir. Hem suretiyle, hem de siretiyle...* * * *Allahu (c.c) Bekar Kardeşlerimize Hayırlı bir iş ve eş nasip etsin.* *Selam ve Dua ile kalınız efendim.
![]()
26 Nisan 2010 Pazartesi
ARKADASIM" MISIN, DOSTUM" MU?
ARKADAŞ EVİNİZE GELDİĞİNDE MİSAFİR GİBİ DAVRANIR.DOST GELDİĞİNDE BUZDOLABINI AÇIP İSTEDİĞİNİ ALIR.
ARKADAŞ SENİN AĞLADIĞINI GÖRMEZ DOSTUNUN OMZU İSE SENİN GÖZYAŞLARINLA ISLANIR.
ARKADAŞ DAVETİNE KATILINCA BİR PAKET HEDİYE İLE GELİR.DOST SANA YARDIM ETMEK İÇİN ERKEN GELİR TOPARLANMAN İÇİN GEÇ GİDER.
ARKADAŞ ONUN YATTIKTAN SONRA ARARSA RAHATSIZ OLUR.DOST NEDEN BU KADAR GECİKTİĞİNİ SORAR DERDİNİ ANLATMAK İÇİN.
ARKADAŞ BİR KAVGADAN SONRA HERŞEYİN BİTTİĞİNİ DÜŞÜNÜR.DOST İSE TEKRAR ARAR.
ARKADAŞ SENİN DAİMA ONUN ARKANDA OLMANI İSTER DOST İSE HERZMAN SENİN ARKANDADIR.
ARKADAŞ ZAAFLARINI ÖĞRENİR VE ONLARI KULLANABİLİR DOST ZAYIFLIKLARINIZI BİLİRSE ÖRTMEYE ÇALIŞIR.
ARKADAŞ SİZİ İKİNCİ GÖRMEK İSTER DOST İKİNCİNİZ OLMAKTAN ŞEREF DUYAR.
ARKADAŞ SIKINTINIZ OLMADIĞINDA YANINIZDADIR.DOST SIKINTINIZ OLDUĞUNDA SİZİNLE BERABERDİR.
ARKADAŞLARINIZA SİZ HUZUR VERMEYE ÇALIŞIRSANIZ.DOSTLARINIZ SİZE HUZUR VERMEYE ÇALIŞIR
--
alinti
22 Nisan 2010 Perşembe
MÜSLÜMANIN UYRUĞU VE İNANCI…..
*MÜSLÜMANIN UYRUĞU VE İNANCI *
*İslam yeni değerler, yeni kabuller ve bunların alınacağı ölçüler getirdiği
gibi insanlararası ilişkiler konusunda da yeni bir düşünce yapısı sunmuştur
insanlığa.*
*Her şeyden önce İslam insanı Rabb'ine yöneltmek: O'nun iktidarını, değer ve
ölçülerinde yegane kaynak bellettirmek, varlığını ve hayatını O'ndan
aldığını, insanlar arası bağlantılarında tek başvuru kaynağının o olduğunu;
bütün bunların onun iradesi sonucu meydana geldiği gibi hepsinin tekrar ona
döneceğini öğretmek için gelmiştir. Ayrıca insanları birbirine ve Allah'a
bağlayan tek bir bağın olduğunu, bu bağ işlevini yitirince insanlarla
insanlar arasında, insanlarla Allah arasında bir sevgi bağının kalmayacağını
onlara anlatmak için gelmiştir İslam. Nitekim Allah şöyle diyor:*
*"Allah ve ahiret gününe inanan bir milletin babaları, oğulları, kardeşleri
yahut akrabaları da olsa Allah'a, Rasulü'ne düşmam olanlara dostluk
ettiklerini görmezsin..." (Mücadele, 58:22)*
*Burada Allah adına tek bir hizip vardır; kesinlikle birkaç tane olamaz.
Geri kalan hiziplerin tümü şeytan ve tağutların partileridir. Şu ayette
buyurulduğu gibi:*
*"İnananlar Allah yolunda savaşırlar; kafirler ise tağutun yolunda
savaşırlar. O halde şeytanın dostları ile savaşın; çünkü şeytanın hilesi
zayıftır."(Nisa, 4:76)*
*Burada insanlar Allah'a ulaştıran tek bir yol vardır; geri kalanların
hiçbirisi*
*ulaştırmaz:*
*"İşte benim dosdoğru yolum budur; o halde ona uyun. Başka yollara uymayınız
ki, sizi O'nun yolundan ayırması..." (En'am, 6:153).*
*Burada tek bir "dünya düzeni" vardır: İslam nizamı; geriye kalan bütün
dünya düzenleri "Cahiliyye nizamıdırlar":*
*"Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar iyi bilen bir toplum için Allah'tan
daha güzel hüküm veren kim olabilir?" (Maide, 5:50)*
*Tek bir şeriat vardır burada: Allah'ın şeriatı; geriye kalanların hepsi
dizginlenemeyen arzular (heva)dır.*
*"Sonra sana katımızdan bir şeri'at gösterdik; ona uy; bilmeyenlerin
hevasına dizginlenemeyen arzularına) uyma." (Casiye, 45:18),*
*Kesinlikle birkaç tane olmayan tek bir "Haké vardır; geriye kalanların tümü
sapıklıktır: *
*"Hak'tan sonra sapıklık (dalalet)tan başka ne var? Öylesi ise nasıl Hak'tan
sapıklığa çevriliyorsunuz?" (Yunus, 10:32).*
*Bunların yanı sıra tek bir İslam ülkesi (Dar'ul-İslam) vardır; İslam
devletinin kurulduğu, Allah'ın şeri'atı'nın yürürlükte olduğu, şer'i
cezaların uygulandığı, müslümanların birbirlerini veli (dost) edindiği
Darü'l-İslam... Geriye kalan ülkelerin tümü "Darü'l-Harp'tir; müslümanın bu
tür ülkelerle olan ilişkisi ya onlarla savaşmak ya da ahd-ü eman üzerine
ateşkes anlaşması yapmaktır. *
*Müslümanın vatanı, Allah'ın şeri'atının uygulandığı; vatan ile orada
yaşayan insanlar arasında Allah!'a bağlılık temeline dayalı ilişkilerin
olduğu yerdir. Bu vatanın tanımı dışındaki ülkelerden hiçbirisi müslümanın
vatanı olamaz.*
*"Dar'ül-İslam"da, müslümanı "İslam Ümmeti"nin bir üyesi yapan inanç,(akide)
biçiminden başka bir uyruğu, bir milliyetçilik anlayışı kesinlikle yoktur.*
*Allah'a inanma temeline dayanmayan hiçbir yakınlık türü yoktur müslümanın.
Yabancı insanlar şöyle dursun müslümanın kendisi ve neseben ailesi ile olan
akrabalık bağlarının da bu temele (Allah'a inanma temeline) dayalı olması
gerekir. Birinci derecede önemli bu bağ 'yaratıcı'ya bağlılık temeline
dayanmıyorsa, müslümanın neseben ilişkisi olan babası, anası, kardeşi, eşi
ve akrabaları ile dinen bir yakınlığı yoktur. Kur'an şu açıklamayı yapıyor:*
*"Ey insanlar sizi bir tek candan yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden
birçok erkek ve kadın üreten Rabb'inizden korkun; adına birbirinizden
dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının..."
(Nisa, 4:1) *
*Kaldı ki bu ayetler ebeveyn ile çocukları arasında inanç muhalefeti olsa
bile, ana baba müslümanların düşmanlarının cephesinde yer almadıkları
sürece, medeni ölçüler dahilinde ilişkilerini sürdürmelerine engel değildir.
*
*Aralarında akide bağı olduğu zaman -başka bağlara gerek yok- bütün
mü'minler kardeştir. Çünkü "Ancak mü'minler kardeştir" ilkesi bu prensibi
kesin bir yapıya kavuşturmuştur. Öte yandan şu ayette de aynı konu
vurgulanmaktadır:*
*"Onlar ki inandılar, hicret ettiler mallarıyla canlarıyla Allah yolunda
cihad ettiler. Onlar ki inandılar ülkelerine hicret edenleri barındırıp
onlara yardım ettiler. İşte onlar birbirlerinin velisidirler." (Enfal, 8:72)
*
*bu öylesine bir velayettir ki, birbirini izleyen kuşaktan kuşağa geçer, bu
ümmetin başlangıcı ile sonunu birbirine bağlar; sonunu, başlangıcına bağlar,
sevgi ile, dostlukla içtenlikle... İşte şu ayetler bu konuya ışık tutuyor:*
*"Ve onlardan önce o yurda (Medine'ye) yerleşen, imana sarılanlar (ensar),
kendilerine hicret edip gelenleri severler ve onlara verilen ganimetlerden
ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç eğilimi duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları
olsa dahi hicret eden kardeşlerini öz canlarına tercih ederler. Kim nefsin
cimriliğinden korunursa, işte onlar başarıya erenlerdir."*
*"Onlardan sonra gelenler de derler ki:" Rabb'imiz, bizi ve bizden önce
inanmış olan kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde inananlara karşı bir kin
bırakma! Rabb'imiz, sen çok şefkatli, çok merhametlisin. (Haşr, 59, 9-10)*
*İlk dönem iman kervanı inanan ümmete sunulan ilahi yaşama biçimini
benimseyince, birinci derecede önemli olan akide bağının kopması sonucu
akide farklılığı ortaya çıkmıştı. Bu nedenle aynı çatının altındaki aileler
ayrılmış, aynı aşiretin üyeleri bölünmüştü. Bu seçkin mü'minlerin
nitelikleri hakkında yüce Allah şöyle buyurmaktadır:*
*"Allah'a ve Ahiret gününe inanan bir milletin babaları, oğulları
kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah'a ve elçisine düşman olanlarla
dostluk ettiğini görmezsin. Allah onların kalplerine iman yazmış ve onları
kendilerinden bir ruh ile (Kur'an'la) desteklemiştir. Onları, içinde
ırmaklar akan cennetlere sokacaktır ve orada ebedi kalacaklardır. Allah
onlardan razı olmuş, onlar da ondan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın
hizbindendir; kuşkusuz başarıya ulaşacak olanlar yalnızca Allah'ın
hizbidir." (Mücadele, 58:22) *
*İslam, ne sadece sözle ifade edilen bir kelime (kavram) ne de İslami bir
etiket ve unvan takınan insanların doğup yaşadığı bölgedir. Kişinin müslüman
olan bir ana-babasının ocağında doğup onlardan tevarüs yoluyla edindiği bir
miras da değildir İslam. Allah şöyle buyuruyor:*
*"Hayır,Rabb'in hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni
hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme, içlerinden bir burukluk duymadan,
tamamen teslim olmadıkça inanmış olmazlar." (Nisa, 4:65)*
*Vatan nedir: İslam'a göre vatan akidenin hakim olduğu, Allah'ın koyduğu
şeri'at ve hayat biçiminin uygulandığı herhangi bir bölgedir. Zira insana
yaraşan vatan kavrama da ancak budur.*
*Cinsiyet (uyruk) nedir: cinsiyet inanç (akide) ve yaşama biçimidir. İşte
insanoğluna yakışan insanları birbirine bağlayan bağlar sadece bunlardır.*
*Gerçek anlamada Allah'ın seçip çıkardığı ümmetinin nitelikleri,
aralarındaki ülke, dil, renk, etnik köken ve ulus farklılıkları olmasına
rağmen hepsi bir araya gelerek topyekün Allah'ın sancağı altında toplanan
"İslam Ümmeti"dir. Kur'an onlar hakkında şöyle diyor:*
*"Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz: ma'rufu emreder,
münkerden nehyedersiniz ve Allah'a inanırsınız..." (Al-i İmran, 3:110)*
*O eşine benzerine tarihte rastlanmayan ilk topluluk arasında bakın kimler
vardı ve hangi etnik kökeni taşıyorlardı: Ebubekir Arap asıllı, Bilal,
Habeşli; Suheyb, yunan asıllı; Selman Fars (İran) asıllı... bunların hepsi
farklı iklimlerin, farklı ulusların insanları olmalarına rağmen hepsi
birbiri ile en samimi kardeş olmuşlardır. Bu olağanüstü uygulama, onlardan
sonra da nesiller boyu devam etti. Bu ümmette uyruk ,inanç; ülke,
"Darü'l-İslam"dır. Hakimiyet yalnızca Allah'a özgü bir olgudur; anayasa ise
Kur'an'dır.*
__________________
,,alinti.
21 Nisan 2010 Çarşamba
Mutluluk nerede saklıdır??
Mutluluk; Uyandırılma tedirginliği olmadan huzur içinde uykuya dalmaktır.
Mutluluk; Yazın en sarı sıcağında serin bir denizdedir, bir ağaç gölgesindedir.
Mutluluk; Çıplak ayakla koşulan ıslak çimendedir.
Mutluluk; Sıcak bir günün sonunda esmeye başlayan serin bir yeldedir.
Mutluluk; İnce belli bir çayda içilen tek şekerli demli çayın tadındadır.
Mutluluk; Anlatılan bir fıkranın ardından atılan kahkahadadır. İzlenen bir filmin sonunda dökülen göz yaşındadır.
Mutluluk; Günün ilk aydınlığında, gecenin son karanlığındadır.
Mutluluk; Annenin okşayışında, babanın başında, çocuğun gülüşünde, sevgilinin dokunuşundadır.
Mutluluk; Düşünüldüğünde gülümseten çocukluğa dair bir anıdadır.
Mutluluk; Bir kitapta, bir dergide görülen bir sözün ezberlenip defalarca söylenmesindedir.
Mutluluk; Yarın için hiç bıkmadan beslenen umuttadır.
Mutluluk; Sevgilinin yanağına konulan bir öpücüktedir.
Mutluluk; Mesafeye aldırmadan büyütülen sevgidedir.
Mutluluk; Küçük bir tartışmadan sonra kimin haklı olduğunu düşünmeden sevgiliye söylenen "seni seviyorum" sözündedir.
Mutluluk; Bilgidedir. Her şeyi öğrenebilme çabasındadır.
Mutluluk; Bir aşk şarkısının ezgisindedir. Uykuya dalarken okunan romanın sayfalarındadır.
Mutluluk; Acılarına, hüzünlerinde, zorluklarına rağmen, kaygıya direnerek "yaşıyorum" diyebilmektedir.
Mutluluk; yanı başınızdadır, fark etmenizi bekleyen bir gizemdir.
Mutluluk; dönüp dolaşıp içinizde bulduğunuz yeniliklerdedir.
Mutluluk; kendiniz olduğunuzu fark ettiğiniz andadır.
Mutluluk bir amaç uğruna yaşamınızı adamanızdadır.
Mutluluk; direnme gücünüzü hayat test ettiğinde bulabildiğiniz en son noktadadır.
Mutluluk; yaşamına anlamlı bir amaç yükleyebilecek düşünce gücünü geliştirdiğini fark etmendedir.
Mutluluk; yaşamını kendine, başkalarına ve giderek evrene katılma coşkusuyla doldurmaktadır.
Mutluluk;yakalandığında bazen kayboluveren bir baloncuk gibidir.
Mutluluk; peşinden koştukça uzaklaşan bir hedeftedir.
Görebilenlere, görünen bir renktir sadece. belki de her yerdedir,
13 Nisan 2010 Salı
DÖRT AYRI MAHALLE ÇOK HOŞ BİR HİKAYE
Dört ayrı mahalle..
Küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi varmış.
Birinci mahallede 'Evet ama' lar yasıyormuş. 'Evet ama'lar her zaman ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürlermiş. Yapma zamanı geldiğinde ise
'evet, ama' diye yanıtlarlarmış.
Yanıtları hep yanlış olurmuş.Suçu başkalarına atmakta da ustaymışlar.
İkin...ci mahallede 'Yapıcam'lar yasarmış.
Ne yapacaklarını bilirlermiş. Kendilerini yapacakları şeye adim adim hazırlarlarmış
ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlarmış.
Bu mahallede insanların dizleri dövülmekten
yara bere içindeymiş. Yasamı ertelemek için verdikleri kararı bile ertelerlermiş.
Üçüncü mahallede yasayan 'Keske'cilerin
hayati algılama güçleri mükemmelmiş.
Neyin yapılması gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlermiş ama...
Maalesef her şey olup bittikten sonra.
'Keske'cilerin de başları hep kanarmış,
duvarlara vurmaktan!
Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede ise 'Iyi ki yaptim'lar otururmuş.
'Keske'ciler bu mahallede yürüyüşe çıkar,
etrafa hayranlıkla bakarmış.
'Yapicam'lar 'Keske'cilerle birlikte
bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama
bir türlü fırsat bulamazlarmış.
'Evet ama'lar ise mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından, günesin daha erken saatte doğması gerektiğinden
şikâyet ederlermiş.
'Iyi ki yaptım' mahallesindeki insanların kusuru da beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmayışıymış. Bu yüzden yasadıkları ortam her zaman güzel, düzenli ve huzurluymuş.
Bu hafta hep birlikte 'Iyi ki yaptım' mahallesine taşınmaya ne dersiniz?
--
güneşin rengine benzemez gecelerin rengi. üşütür ayaz, korkutur karanlık. bir hüzün bir gariplik var üstümde. ya ben fazlayım bu şehirde, YADA BİRİLERİ EKSİK...
--
alinti



